 |
CAN SAĞ İKEN YURT VERMEYİZ DÜŞMANA
Ehl-i islam olan işitsin bilsin,
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana
İsterse Uruset ne ki var gelsin
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana.
Guşanın kılıcı geyinin donu
Gavga bulutları sardı her yanı
Dağda goç yiğidin şan alma günü
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana
Gavga günü namert sapa yer arar
Er olan göğsünü düşmana gerer
Cemi ervah bizden meydana girer
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana
Asker olan bölük bölük bölünür
Sandınız mı Kars kalası galınır
Boz atlar üstünde gılıç çalınır
Can sağ iken yurt vermeniz
Hele Alosrnan'ın görmemiş zorun
Din gayreti olan tedarik görün
Al tepip baş kesin Kazak'ı kırın
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana
Benesferdir bilin Urus'un aslı
Orman yabanisi balıkçı nesli
Nınzır sürüsüne dalıp kurt misli
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana
Şenlik durursuz atlara minin
Sıyra gılıç düşman üstüne sürün
Artacaktır şanı bu Al'osmanın
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana
AŞIK ŞENLİK
GÖRÜNDÜ
Livana'dan çıktım Şavkat dağına,
Allah'ın lütfundan ihsan göründü,
Sanarsın ki düştüm cennet bağına,
İnsanları huri gılman göründü.
Sevgim kaldı vatan gazilerinde,
Hasretim varıdı bazılarında.
Bu dersim manevi yazılarımda,
Hubb'ül vatan, min-el iman göründü.
Bu vatan'a ağlar idim ıraktan,
Gördüm de kurtuldum gamdan fıraktan.
Açıldı gözümüz kudreti Hak'tan,
Güzel Çıldır, Kars, Ardahan göründü.
Hicran köprüsünden geçti ordumuz,
Kalmadı kasavat, asla derdimiz,
Posof mekanımız suskap yurdumuz
Her taşı cevherden vatan göründü.
Gönül der Zülali vatan'a eriş
Vatanı dostlardan sual et soruş
Aleme yaz geldi gönlüm neden kış
Yaylasında karla duman göründü
AŞIK ZÜLALİ
DEDECAN
Tarih binüçyüz ondört'tü bir vakit
Vardım gurbeti diyara Dedecan.
Felek vurdu ayağına götürdü
Çıldır'dadır ser Suhara Dedecan.
Vardım Suharaya azmi geharlı
Dört yanı müzeyyen resmi şeherli
Bir ejderha gördüm zehmi zeherli
Vurdu yüreğime yara Dedecan
Yüreğin ki yandı ciğerim pişti,
Sohbete başladı aklım da şaştı.
Ele bildim derya ummandı coştu,
Tacüp kaldım bu hünere Dedecan
Ele hüner olmaz hünkar beyinde,
Açıp bayrağını sancak öğünde,
Beşyüz pençe gördüm en küçüğünde,
Mansur dek çektiler dara Dedecan.
Dar'aki çektiler halime baktı.
O nece mühürdü kaddimi yaktı.
Olunca metahım harice çıktı,
Giyindim eğnime kara Dedecan.
Kara ki giyindim düştüm amana.
Keşke gideydim Hind'e Yemen'e.
Bir serçe neylesin murg-u Semen'e
Yel dokundu şem fenere Dedecan.
Alıştı fenerim böyle yanarım,
Gittiğime pişman oldum dönerim.
Kendi vatanımda öksüz sanarım,
Olmadı kimseden çare Dedecan.
Çare ki olmadı derdime billah,
Böyle Aşıklara etmez eyvallah.
Zülali'ye yardım eyledi Allah,
Düşürmedi imtihana Dedecan.
AŞIK ZÜLALİ
VEREMEM
Bana derler aşık derdini söyle
Bu bir sırdır emanettir veremem
Belki dağlar kadar büyümem amma
Cevizin de kabuğuna giremem
Hasta odur sabır ile inleye
Evlat odur nasihati dinleye
Bundan sonra zevkle bakmam aynaya
Çünkü onda iç yüzümü göremem
Kulaksız işitmek dilsiz ifade
Canım cananındır edem iade
Vücut bir camidir vicdan seccade
Onun bunun çıkarına seremem
Reyhani'yim zamanım yok gülmeye
Doğar iken boyun eğdim ölmeye
Azrail gelmesin canım almaya
Bir canım var cananındır veremem
AŞIK YAŞAR REYHANİ
BİR GÜZELE
Bir güzele gönül verdim bağlandım
Ceylan oldu çekti beni izine
Boş boşuna ateşine dağlandım
Duman bitti umut kaldı közüne
Köz beni kül eder cana getirir
Yaş olur gözümden dane getirir
Gün olur ki yakar yıkar bitirir
Eyvah der elini vurur dizine
Dizine vursa da vurmasa da boş
İçenler uyanır içmeyen sarhoş
Aşk çilesi çetin olsa bile hoş
Hayal gerek aşıkların gözüne
Göze sürme çeker yar güzel olur
Yüze yaşmak çeker ar güzel olur
Yar ile dünyalık var güzel olur
Reyhani'yim baksam yarin yüzüne
AŞIK YAŞAR REYHANİ
İSTER BENDEN
Sevdiğim yar bana göndermiş name
Rüzgar dokunmamış dal ister benden
Bir lezzet olmasın onun tadında
Hiç arı görmemiş bal ister benden
Ne bir çiçeğim var, ne de bir bağım
Ne bir sedirim var, ne de konağım
Ne bir yuvam vardır, ne de otağım
Al kuşam içinden şal ister benden
Kaşları kemandır, kirpiği oktur
Feleğe karşılık oyunum yoktur
Bir kuzu bulamam koyunum yoktur
Yine de bir sürü mal ister benden
Ben bu gidişilen nereye varam
Derman bulabilmem, yaramı saram
Ne bir çölüm vardır, ne de bir sahram
Yine yüce dağdan yol ister benden
Bu fani dünyada çoktur zararım
Ne bir kazancım var, ne de bir karım
Ne bir ağacım var, ne de yaprağım
Yazın kışın solmaz gül ister benden
Çobanoğlu'yum ben iz bulabilmem
Kışın çok ararım yaz bulabilmem
İnsanlarda doğru söz bulabilmem
Yalan söylemeyen dil ister benden
MURAT ÇOBANOĞLU
MEVLA'M EMREYLESE GÖKTE GÜNEŞE
Mevlam emreylese gökte güneşe
Zerresi dünyayı yakar mı yakar
Kanber Arzu için suda boğuldu
Mecnunda Leyla'yı yakar mı yakar
Bir yanı ışıktır bir yan karanlık
Bazı su durudur bazı bulanık
Kuşlar havadadır sularda balık
Ah çekse deryayı yakar mı yakar
Çalışıyor görür müsün arıyı
O da sever çiçeklerden sarıyı
Bir ana kuş görmez ise yavruyu
Daldaki yuvayı yakar mı yakar
Dünya aynı yerde durur ha durur
Güneşin ateşi her yan kurutur
Esmez ise rüzgar yağmazsa yağmur
Ekinler tarlayı yakar mı yakar
Aşık olan kurtulur mu sızıdan
Ne anladım gönlüm sen bu yazıdan
Bir koyun ki ayrılırsa kuzudan
Meleşir yaylayı yakar mı yakar
Çobanoğlu gündüz olur gecesi
Ne yandan geliyor bu acı sesi
Bir evladın olur ise acısı
Anayı babayı yakar mı yakar
MURAT ÇOBANOĞLU
HAYAL ŞEHRİ
Bir hayal şehrine uğradı yolum,
Topraktan yağmurlar yağar havaya.
Serçe tırpan almış, ördek tırmığı,
Deve ayak üstü çıkmış yuvaya.
Bir karınca gökte turna avlıyor,
Örümcekler kurt peşine havlıyor,
Fare gitmiş balinayı avlıyor,
Su içerken bir fil düşmüş kovaya.
Zürafa teknede yoğurmuş hamur,
Sincap duvar yapar, aslan da çamur,
Leylek kaplanlara çıkarmış emir,
Demiş hemen, çadır kurun ovaya.
Çekirgeyi çoban tuttum koyuna,
On beş metre şal istedi boyuna,
Topal sinek davet etmiş köyüne,
Akrep lokman olmuş, çıkmış devaya.
Keklik otel açmış, ceylan müşteri,
Baykuş gelenleri alır içeri,
Geyik meddah olmuş açar hüneri,
Kelebekler el kaldırmış duaya.
Âriftir benim bu sözümü bilen,
Anlayıp içinden hissesin alan,
ŞEREF bunu söyler sanmayın yalan,
Tabiatı birleştirdim rüyaya.
ŞEREF TAŞLIOVA
HAN KÖŞESİNDE
Kurumaz âşığın gözünde yaşı,
Gurbet ellerinde, han köşesinde.
İçinden tükenmez âhı, ateşi,
Gurbet ellerinde, han köşesinde.
Derdini anlatır, sözünü satar,
Erkenden yol alır, menzile çatar,
Ya hastalar, ya yorulur, ya yatar,
Gurbet ellerinde, han köşesinde.
Âşıklar gurbette ağlamaz neyler,
Üç beş ahbap bulur derdini söyler,
Türküler çağırır, muhabbet eyler,
Gurbet ellerinde, han köşesinde.
Gelin dostlar, benim derdim var diyer,
Geniş dünya tek başıma dar diyer,
Gündüz hayal eyler, gece yar diyer,
Gurbet ellerinde, han köşesinde.
Bu aşk ile ah çekerim inlerim,
Bir söylerim, iki durup dinlerim,
ŞEREF der ki böyle geçti günlerim,
Gurbet ellerinde, han köşes
ŞEREF TAŞLIOVA
GARİP KUŞ
Garip kuşlar gibi çör çöp topladım
Yuva yapamadım dala hasretim
Ana kucağı sıcaktır sıcak
Yavruya dur diyen kola hasretim
Gurbet elde kimse bilmez zarımdan
Gören uzak kaçar ahu zarımdan
Ayrıyım yarimden yavrularımdan
Gel bana sen sor ki böyle hasretim
Bu hayat çekilmez zor derler bana
Neden sevmeyene yar derler bana
Kime can dediysem çor derler bana
Halden anlamayan kula hasretim
Rahim BAYKARA'yım neden ağlarım
Sıladan uzaktayım kara bağlarım
Görünmez gözüme anam bağlarım
Ya beni okşayan yele hasretim.
RAHİM BAYKARA
DOLAŞIRKEN
Gelip dolaşırken ben bu diyarda
Yardan name geldi söz bizim ele
Saklarım sırrını söylemem yada
Söyle dertlerini sor yavaş yavaş
Gel senin ile konuşalım baş başa
Gelde dertlerini sor yavaş yavaş
İlhamımdan ilham sevdamdan ateş
Dağlarından gönder buz bizim ele
Rahim BAYKARA'yım bahtı karayım
Adresini ver bazı seni arayım
Davetiyle ilinize varayım
İster darıl ister kız bizim ele.
RAHİM BAYKARA
|
 |